Bir İTİRAF yazısı...
Yapay Zekayı En İyi Kullanan Kişi, En Çok Tüketen Kişi Olabilir!
Dün gece saat 1’di. Ertesi sabah bir müşteri sunumum vardı. Sunumun %80’i hazırdı. Ama ben Claude’a “son bir tur daha bakalım” dedim.
Saat 3’te kendime geldim.
İki saat boyunca zaten hazır olan bir sunumu iterasyondan geçirmişim. Ertesi gün karşılaştırdım: gece 1’deki versiyon ile gece 3’teki versiyon arasında anlamlı bir fark yoktu. İki saatlik uyku, sıfır ilerleme.
2025’in ortasında Ericsson’daki Dijital Hizmetler Orta Doğu ve Afrika Bölge Direktörlüğü rolümü bıraktım. Şimdi şirketlere yapay zeka dönüşüm stratejisi ve eğitimi veriyorum. Yapay zeka ile daha az çalışmam lazım ama daha çok çalışıyorum. Bu yazıyı yazdım çünkü müşterilerime söylediğim şeyleri kendim yapamıyorum.
Bu bir itiraf yazısı.
Terzinin kendi söküğü.
Her hafta şirketlere aynı şeyi anlatıyorum: “Yapay zekayı bir hedefe bağlamadan kullanmayın. Önce nereye gitmek istediğinizi bilin.”
Doğru cümle. İnanıyorum da.
Sonra akşam 10’da çocukları uyuttuktan sonra çalışma masama geçiyorum, Claude’u açıyorum ve bir proje taslağı çıkarıyorum. Bir podcast konsepti. Bir kurs müfredatı. Bir landing page denemesi. Hiçbiri o haftanın önceliklerinde yok. Ama yapay zeka ile çıkarmak o kadar kolay ki, düşünmeden yapıyorum.
Bu ironiyi ilk fark ettiğimde gülümsedim. İkinci sefer tedirgin oldum. Üçüncü sefer, “Bir dakika, ben bağımlı mıyım?” diye sordum.
Herkes hızlandı. Kimse durmayı öğrenmedi.
Son 6 ayda yüzlerce profesyonelle yapay zeka üzerine konuştum. Bir kalıp görüyorum.
Erken benimseyen, iyi prompt yazan, yapay zekayı gerçekten anlayan insanlar, kariyer hayatlarının en yorgun dönemini yaşıyor. Tembel insanlar değil bunlar. Tam tersi, en disiplinli olanlar en çok tükenmiş olanlar.
Neden?
Çünkü yapay zeka öncesi dünyada, bir işe başlamak sürtünme gerektiriyordu. Boş sayfa, araştırma, taslak, düzenleme. Bu sürtünme seni düşünmeye zorluyordu. “Bunu yapmaya değer mi?” sorusu otomatikti çünkü başlamak zor olduğunda, beyinin bir filtresi vardı.
Yapay zeka o filtreyi kaldırdı.
Şimdi bir cümle yazıyorsun, bir şey oluşuyor. Bir sunum. Bir analiz. Bir e-posta dizisi. Başlamak sıfır efor gerektirince, “bunu yapmalı mıyım?” sorusu hiç sorulmuyor. Ve sorulmayan o soru, günün sonunda seni “çok şey yaptım ama hiçbir yere varmadım” hissiyle baş başa bırakıyor.
Harvard’ın bu yıl yayınladığı bir çalışma bunu veriyle de gösterdi: yapay zeka kullanan çalışanlar daha üretken hissediyor ama daha fazla çalışıyor, daha çok “multitasking” yapıyor ve işi gece, hafta sonu, öğle arası dahil her boşluğa taşıyor. Hiç kimse daha az çalışmaya başlamamış.
Ama benim gördüğüm daha spesifik bir şey var.
Üç profil: sen hangisisin?
İş hayatımda yapay zeka ile tükenen üç farklı profil görüyorum.
Koleksiyoncu. Her yeni yapay zeka aracını deniyor. Her hafta yeni bir iş akışı kuruyor. Notion’da onlarca farklı otomasyon var ama hiçbirini tutarlı şekilde kullanmıyor. Araçları keşfetmek, asıl işten daha fazla zaman alıyor. Kurulum yapıyor ama üretmiyor.
Mükemmeliyetçi. Yapay zekanın ilk çıktısını asla kabul etmiyor. Her prompt’u 5 kez iterasyondan geçiriyor. Sonuç: yapay zeka ile 30 dakikada bitecek iş, 3 saate yayılıyor. %90’lık sonucu %95 yapmak için harcanan efor, %0’dan %90’a gitmekten fazla.
Sınırsız. “Bir de şunu deneyelim” tipi. Yapay zeka ile başka bir şey daha üretmek her zaman mümkün olduğu için durmuyor. Gece 11’de “hızlıca bir bakayım” diye oturup gece 2’de kalkıyor. Arada geçen 3 saat kayıp.
Ben? Mükemmeliyetçi ve sınırsız arası bir yerdeyim. O gece 1-3 arası sunum iterasyonu, bunun kanıtı.
Asıl mesele “daha az çalışmak” değil.
Yapay zeka ile daha az çalışacağız vaadi yanlış bir beklentiydi. Sanayi Devrimi’nde de insanlar makinelerle daha az çalışacağını sanmıştı. Daha çok çalıştılar, farklı şekilde çalıştılar.
Yapay zeka da öyle.
Ama asıl tehlike “daha çok çalışmak” değil. Asıl tehlike, neye çalıştığını bilmeden çalışmak. Buna “gösterişçi üretkenlik” diyorum. Gün boyu hareket halinde olmak, çıktı üretmek, meşgul hissetmek, ama gün sonunda tek bir stratejik adım atmamış olmak.
Gösterişçi üretkenlik hissettirmez bile. İçindeyken kendini üretken sanırsın. Farkına ancak Cuma akşamı oturup “bu hafta gerçekten neyi ileri taşıdım?” diye sorduğunda varırsın.
Prompt öncesi protokol: 3 soru.
5 kural listesi yazmayacağım. Kurallar çoğalınca kimse uygulamaz. Bunun yerine kendime koyduğum tek bir protokol var. Her prompt’tan önce 3 soru soruyorum. 10 saniye sürüyor. Ve o 10 saniye, saatlerce sürecek yönsüz çalışmayı engelliyor.
Soru 1: Bu, bu haftanın 1 numaralı önceliğime hizmet ediyor mu?
Her Pazartesi tek bir öncelik belirliyorum. Tek. “… şirkete özelleştirilmiş yapay zeka eğitimi hazırla” gibi somut bir şey. Eğer yazacağım prompt o önceliğe hizmet etmiyorsa, prompt’u yazmıyorum. O kadar basit.
Soru 2: Bu çıktı olmazsa ne değişir?
Hiçbir şey değişmiyorsa, neden yapıyorsun? Bu soru, “kolay olduğu için” başladığın şeylerin %80’ini eliyor. O podcast konsepti, o ekstra landing page denemesi, o “bir de şöyle olsa nasıl olur” iterasyonu. Hiçbiri olmasa dünya yerinden oynamaz.
Soru 3: Bunu saat kaçta yapıyorum?
Saat 21’den sonraysa, yapma. Bu benim kırmızı çizgim. Çünkü gece yapılan prompt’lar neredeyse hiçbir zaman stratejik değil. Gece yapılan prompt’lar, duramamanın belirtisi.
Bu 3 soru, son 1 ayda yapay zeka ile çalışma şeklimi değiştirdi. Daha az prompt yazıyorum. Ama yazdığım her prompt bir hedefe bağlı.
Bir deney: kendini denetle.
Eğer bu yazıyı okurken “evet, bu benim” dediysen, bir şey dene.
Kullandığın yapay zeka aracını aç. Şu prompt’u çalıştır:
Son 1 haftada yapay zeka ile ürettiğim her şeyi listeleyeceğim.
Her bir çıktı için şu soruları cevapla:
- Bu, benim ana hedefime doğrudan katkı sağladı mı?
- Bu olmasaydı ne değişirdi?
- Bunu saat kaçta yaptım?
Sonra bana acımasız bir özet ver: bu haftanın yüzde kaçı gerçek ilerleme, yüzde kaçı gösterişçi üretkenlikti?
İşte listem: [bu hafta yapay zeka ile ürettiğin her şeyi yapıştır]Sonucu gördüğünde rahatsız olacaksın. Bu iyi. Rahatsızlık, farkındalığın başladığı yer.
Son söz.
Yapay zeka muhteşem bir araç. Beni daha hızlı, daha kapasiteli, daha üretken yapıyor. Ama bana neyin önemli olduğunu söylemiyor. O karar hala benim.
Ve o kararı vermek için ara sıra durmam gerekiyor. Prompt yazmayı bırakıp düşünmem gerekiyor. Üretmeyi bırakıp sormam gerekiyor: “Bu gerçekten önemli mi?”
En zor prompt, bu.
Bu bültene her gün yapay zeka ile çalışmanın gerçeklerini yazıyorum. Parlak vaatleri değil, gerçek deneyimleri. Neyin işe yaradığını, neyin yaramadığını ve arada öğrendiğim dersleri.
Eğer bu yazıda kendini gördüysen, muhtemelen önümüzdeki yazılarda da göreceksin.
Abone ol, her yeni yazı sana gelsin. Durmayı öğrenmek de bir beceri. Birlikte öğrenelim.



O kadar doğru yazmışsın ki! ben "mükemmelliyetçi" kategorisindeyim, hiç bir sonucunu beğenmiyorum, daha iyi olmalı diyorum, ya da ona derdimi uzun uzun anlatana kadar ben yaparım diyorum vs. Tabi bir taraftan da 20/80 pareto'yu dşünüyorum, yahu işin %80'ini 1 birim sürede bitirebilmişim, geri kalan çok fark yaratmayacak ve 4 birim zaman daha harcayacağım, burada dur demek gerekiyor...
Şahane bir itiraf. Bu konuda çalışan bu konuyua ilgi duyan herkesin içine düştüğü tuzak.