Devrettik’in yeni bölümünde ilk kez dışarıdan bir konuğumuz vardı. Konuğumuz Semih Alacatlı, büyük bir perakende ve moda markasında kampanya ve e-ticaret görsellerini hazırlıyor, yani markanın ekranlarından e-postalarına kadar müşterinin gördüğü görsellerin çoğu onun masasından geçiyor. Ona sormak istediğimiz soru: Yapay Zeka ajansların işini mi alıyor, yoksa iki kat iş mi çıkarıyor?
Bölüm yayında. Henüz izlemediyseniz önce buradan açabilirsiniz, bu yazı o bölümün yazılı hali ve üstüne benim notlarım:
Videoyu izlemeden de okuyabilirsiniz, ama Semih’in kendi kurduğu iş akışını anlatırken ne kadar keyif aldığını görmek için izlemenizi öneririm, çünkü o heyecanı yazıya taşıyamıyorum.
İçindekiler
Semih Alacatlı kim ve neden onu davet ettim
Araç değil, sonuç: Semih hangi araçları neden kullanıyor
Ajanslar yok olmuyor, işin yeri değişiyor
Kimse “yapın” demedi: inisiyatif ve açılan oyun alanı
Brief’ten baskıya: insan nerede, Yapay Zeka nerede
Kimseye benzememek: yasal taraf ve alınan önlemler
Sizin için kutu: devredilecek işi bulmak
Neyi devredemedi: fikir üretmek
Birlikte devam edelim
1. Semih Alacatlı kim ve neden onu davet ettim
Semih ile bir eğitimde tanıştım ve onu salonda fark etmemin nedeni bildikleri değil merakıydı, çünkü eğitim bittikten sonra da denemeye devam eden, araçları kendi başına kurcalayan ve bir sonraki hafta elinde yeni bir şeyle gelen biriydi. Eğitimde gösterdiği sentetik influencer videosuna bayılmıştım ve Devrettik’e ilk konuk olarak onun gelmesini bu yüzden çok istedim.
Semih bir moda perakende markasında dijital içerik üreticisi olarak çalışıyor ve videodan durağan görsellere, e-posta tasarımlarından web sitesi giydirmelerine ve özel gün kampanyalarının ana görsellerine kadar markanın bütün görsel üretiminde rol alıyor, gerektiğinde baskıya giden işler de onun masasına geliyor.
2. Araç değil, sonuç: Semih hangi araçları neden kullanıyor
Semih’e hangi araçları kullandığını sorduğumda ilk cevabı bir araç adı değil, bir bakış açısıydı: araç odaklı değil sonuç odaklı ve kreatif odaklı düşünüyorlar, çünkü onlar için önemli olan markayı en kusursuz biçimde yansıtmak ve markaya uyum. Bu yüzden tek bir araca bağlı kalmıyorlar, bir iş için hangisi daha uygunsa onunla ilerliyorlar ve bunun yanında şirketin içinde kendi çalıştırdıkları bir sistemle de üretim yapıyorlar, Semih’in anlattığına göre bunun bir nedeni de yasal sorunlardan uzak durmak.
Kullandığı araçların listesi uzundu: yazılım ve otomasyon tarafında Claude, görsel ve video tarafında Kling, Google’ın Veo modeli, Midjourney ve ChatGPT’nin görsel üretimi, kurumsal ihtiyaçlarda ise Gemini. Ben de ona Higgsfield’a ne kadar bayıldığımı anlattım, çünkü bir ajans gibi çalışıyor, promptu yazıyor, içeriği üretiyor ve içerik takvimini çıkarıyor. Semih de Higgsfield’ı beğendiğini söyledi ama ekledi ki onlar için fiyat performans çok önemli, çünkü kredi tüketimi hızlı ve onlar en kârlı biçimde nasıl üreteceklerine bakıyorlar.
Bu “araç değil sonuç” cümlesi bana Olcay’ın ilk bölümde söylediği “Oscar bir araç değil, bir çalışma protokolü” cümlesini hatırlattı ve bunu eğitimlerde de hep söylüyorum: araç değişir, sistem kalır. Bunu kendi ekibim üzerinden anlattığım Araç toplamayı bıraktım, ekip kurdum yazısında da yaşamıştım.
3. Ajanslar yok olmuyor, işin yeri değişiyor
Bölümün adını veren soruya Semih’in cevabı, kendi deyişiyle bir öngörü değil bir düşünceydi: hep birlikte bir dönüşüme uğrayacağız ve ajanslarda çalışma biçimi asla eskisi gibi olmayacak. Çok zaman kaybettikleri bazı işleri artık içeride halledebildiklerini, yani üretim kısmının şirketlerin kendi içinde çözülebildiğini söyledi, ama kreatif tarafta yine ajans desteğine ihtiyaç olduğunu ve ajansların daha çok kreatife yöneleceğini düşünüyor.
Ben bunu dinlerken şöyle özetledim ve Semih de katıldı: ajanslar daha çok orkestra şefi olacak, zevki ve yönü verecek, üretimi ise giderek daha fazla şirketlerin kendisi yapacak. Yani soruya verdiğimiz cevap ne “ajanslar bitiyor” ne de “hiçbir şey değişmiyor”, işin hangi masada yapıldığı değişiyor.
4. Kimse “yapın” demedi: inisiyatif ve açılan oyun alanı
Olcay devraldığında ilk sorusu, bu merakın nereden başladığı ve bu görevin Semih’e verilip verilmediğiydi. Cevap kısaydı: inisiyatif almış. Moda perakendede markanın ve imajın çekirdek değer olduğunu, ilk Yapay Zeka çıktılarının özellikle ürün detaylarında sorunlu olduğunu ve şirketlerin bu yüzden konuya biraz korkarak yaklaştığını anlattı, ki bunu çok doğal buluyor. İlk dönemde istedikleri sahneyi ve ışığı Yapay Zekadan alıp rötuşla toparladıklarını söyledi.
Bence bölümün en değerli cümlelerinden biri, yöneticilerinin ona her zaman “sonuç böyle olursa neden olmasın” demesi ve kendi ifadesiyle bir oyun alanı açmasıydı. Semih yöneticilerinin risk almadığını, sadece “yapabilirsiniz” dediğini söyledi ama ben kapanışta da söylediğim gibi bunun bir risk olduğunu ve karşılığını aldıklarını düşünüyorum, çünkü erken başladıkları için bugün sektörde daha önde olduklarına inanıyor. Yapay Zeka kararlarının şirket içinde kimde olduğunu merak ediyorsanız Şirketinde Yapay Zeka kararlarını kim veriyor yazısına da bakabilirsiniz.
Olcay’ın bir sorusu daha vardı ve bence her yöneticinin kendine sorması gereken bir soru: Semih iki yıl sonra şirketten ayrılırsa bu süreci kim, nasıl yönetecek? Semih’in cevabı, şirketin bugün Yapay Zekaya iki yıl öncesine göre çok daha fazla önem verdiği ama devamın yine de gelecek insanlarla ilgili olduğu yönündeydi, çünkü ne kadar otomatikleştirirsek otomatikleştirelim inisiyatif sonunda insanda bitiyor. Bu cevabı not ettim, çünkü bilginin bir kişinin kafasında kalması kurduğumuz her sistemin en zayıf halkası.
5. Brief’ten baskıya: insan nerede, Yapay Zeka nerede
Olcay’ın Semih’ten istediği, bir işin masasına ilk gelişinden müşterinin karşısına çıkışına kadar bütün akışı anlatmasıydı ve Semih’in tarif ettiği akış bence bu bölümün yazıya en çok değen kısmı. Önce direktör, müdür ve kreatif ekip birlikte oturup brief’i ayrıntılandırıyor, ardından referanslar bulunuyor ve bir konsept ile bir ruh hali panosu hazırlanıyor. Sonra, henüz ürünler işin içine girmeden, o ruh haline ve brief’e uygun dünyayı yakalayıp yakalayamadıklarını görmek için Yapay Zeka testleri yapıyorlar, bu testlerden iyi olan görselleri seçiyorlar ve ancak ondan sonra ürünleri giydiriyorlar. Ürünler giydirildikten sonra her detayı, gerçek bir çekimden çıkmış bir imaj fotoğrafına bakar gibi tek tek kontrol ediyorlar, en sonda renk ve rötuş geliyor, baskıya gidecek olanlar imaj bozulmadan büyütülüyor ve dijital olanlar dijital mecralara uyarlanıyor.
Olcay bunu dinledikten sonra “süreç boyunca insanın payı oldukça yüksek” dedi ve Semih de kesinlikle katıldı. Kazancın bütçe kadar, hatta ondan çok zaman olduğunu söyledi ve eskiden yaşanan bir derdi anlattı: brief iyi verilir, ajans iyi çalışır, çıktılar da fena olmaz ama son anda beğenilmez ve artık yapılacak çok bir şey kalmaz. Yeni düzende ise her şeyi sıfırdan yeniden yapabilme ihtimali var. Moda gibi hızlı bir sektörde bunun, Yapay Zekayı süreçlerine katan ve katmayan firmalar arasında bir çeviklik farkı yaratacağını düşündüm ve Semih de buna katıldı.
6. Kimseye benzememek: yasal taraf ve alınan önlemler
Olcay’ın en ısrarcı olduğu yer yasal taraftı: bir gün biri çıkıp “benim yüzüme benzeyen bir yüz kullanmışsınız” derse ne olacak? Semih şimdiye kadar böyle bir olay yaşamadıklarını, çünkü bunun en titizlendikleri konulardan biri olduğunu söyledi. Yapay Zeka ile üretilen içeriklerde tüketiciye bunun belirtilmesini isteyen yeni bir düzenleme olduğunu ve ürettikleri bütün içeriklere bu etiketi koyduklarını anlattı. Avrupa tarafındaki çerçeveyi merak ediyorsanız AB Yapay Zeka Tüzüğü yazıma bakabilirsiniz.
Benzerlik konusunda anlattıkları beni gerçekten etkiledi. Model üretirken yazdıkları promptun büyük bölümünün, ki Semih bunu kabaca dörtte üç olarak tarif etti, hiçbir ünlüye ve internette görülebilecek hiçbir gerçek insana benzememeye ayrıldığını, ürettikleri sentetik influencer’ları birden fazla görsel arama motorunda aratıp gerçek birine benzeyip benzemediğini kontrol ettiklerini ve gerektiğinde istemlere yüzün oranlarına dair ayrıntıları bile yazdıklarını söyledi. Yani kimseye benzememek, burada üretimin sonunda yapılan bir kontrol değil, istemin kendisinin bir parçası.
7. Sizin için kutu: devredilecek işi bulmak
Semih’in brief’ten baskıya anlattığı akışı dinlerken, her adımda kimin ne yaptığını bu kadar net söyleyebilmenin başlı başına bir yetkinlik olduğunu düşündüm, çünkü eğitimlerde katılımcılara “Yapay Zekayı nerede kullanıyorsunuz?” diye sorduğumda çoğu zaman cevap bir araç adı oluyor, bir iş akışı değil. Aşağıdaki kutu, kendi iş akışınızı Semih’in anlattığı gibi adım adım çıkarmanız ve her adımın kimde kalacağına karar vermeniz için. Kullandığınız Yapay Zeka aracına olduğu gibi yapıştırın.
Yapıştır kutusu: iş akışımda kim ne yapıyor
Sen benim iş ortağımsın ve benimle düzenli yaptığım bir işin akışını
adım adım çıkaracaksın.
Önce bana bu işin bana nasıl geldiğini sor, sonra her adımda ne
yaptığımı, kimin dahil olduğunu ve ne kadar sürdüğünü tek tek sor.
İş müşteriye ya da yöneticime ulaşana kadar sormaya devam et.
Sonra her adım için şunları yaz:
1. Bu adımda bugün kim çalışıyor: ben, ekibim, dışarıdan biri.
2. Yapay Zeka bu adımı hazırlayabilir mi, yoksa yargı mı gerekiyor.
3. Bu adımda hata olursa ne olur ve bunu kim fark eder.
4. Bu adımın son kontrolü kimde kalmalı.
En sonda bana iki şey öner: ilk hafta Yapay Zekaya hangi tek adımı
verebileceğimi ve hangi adımın ne olursa olsun bende kalması
gerektiğini. Dışarıya giden hiçbir şeyin benim onayım olmadan
çıkmayacağını da ilk kural olarak ekle.
İşim:
[Buraya yazın ya da sesli anlatın]
Bu kutuyu kullanırken, Semih’in akışındaki “ürünleri giydirmeden önce dünyayı test et” adımına benzer bir adım arayın, yani asıl malzemeyi harcamadan önce Yapay Zeka ile yönü denediğiniz bir yer, çünkü bence zamanın en çok kazanıldığı yer orası. Daha kapsamlı bir devir haritası çıkarmak isterseniz ilk Devrettik yazısındaki kutuyu da kullanabilirsiniz: Devrettik: şirketimi Yapay Zekaya devrettim.
8. Neyi devredemedi: fikir üretmek
Her bölümde sorduğumuz soruyu Semih’e de sordum: bugün yaptığın ama Yapay Zekaya devredebileceğin iş hangisi? Bir süre düşündü ve beklediğim cevabı vermedi, çünkü söylediği iş içerik üretimi değil fikir bulmaktı. Onu en çok yoran kısmın, elinde bir ürün olduğunda bununla neler yapılabileceğini ve hangi özel günde nerede kullanılabileceğini bulmak olduğunu, bu konuda bir ajandan destek almak istediğini ama yine de her fikrin onun süzgecinden geçmek zorunda olduğunu söyledi ve kendi deyişiyle ipini tam salamadığını ekledi.
Bu cevap bence bölümün özü, çünkü üretimi büyük ölçüde Yapay Zekaya taşımış biri, devretmek istediği bir sonraki işi yaratıcılık olarak görüyor ama onu bile tamamen bırakamıyor. Eğitimlerde anlattığım 10, 80, 10 yaklaşımını kapanışta da söyledim: ilk yüzde onda insan hedefi, vizyonu ve bağlamı veriyor, işin yüzde sekseni Yapay Zekada, son yüzde onda ise eleştirel değerlendirme, doğruluk ve etik yine insanla oluyor. Semih’in süzgeci tam olarak o son yüzde on.
Kapanışta Semih’e, yarın tek bir şey denemek isteyen birine ne önereceğini de sordum. Hiç başlamamış biri için önce ChatGPT ile sohbet etmeyi, ardından NotebookLM gibi Google araçlarını denemeyi, video tarafında ise kendilerini şaşırtmak için Gemini ile başlamayı önerdi. NotebookLM ile başlamak isterseniz NotebookLM 101 yazım iyi bir başlangıç olur. Bölümün sonunda da söylediğim gibi ben Yapay Zekada insanları meraklılar ve meraksızlar olarak ikiye ayırıyorum ve Semih, bilginin herkese açık olduğu bir dünyada merakın ve tutkunun insanı nereye taşıyabileceğinin çok güzel bir örneği. Bu ayrımı Yapay Zeka kullanıcıları ikiye ayrılıyor yazısında da anlatmıştım.
Bu yazıdaki kutu tek başına işinizi görür ve onu kullanmak için kimseyi takip etmeniz gerekmiyor. Ama Devrettik’in her hafta çıkan bölümlerinde farklı sektörlerden insanlarla neyi devrettiklerini ve neyi devredemediklerini konuşmaya devam edeceğiz ve ben bunu hem YouTube’da hem Instagram’da yapacağım. kurm.ai olarak sloganımız “Yanınızdaki kurmay” ve bu bölüm bana, en iyi kurmayın bile son kararı size bıraktığını bir kez daha hatırlattı.
Yazıyı Semih’in en sevdiğim cevabıyla bitirmek istiyorum. Bu kısa videoda, devretmek istediği işin neden üretim değil fikir olduğunu ve neden o işin ipini bile tam salamadığını anlatıyor ve bence devir haritasının özü burada: Yapay Zeka size sonsuz seçenek getirebilir ama hangisinin markanıza yakıştığına siz karar verirsiniz. İzleyin, sonra kutuya dönüp kendi iş akışınızı çıkarın.
Bir sonraki yazıda görüşmek üzere.
kurm.ai · Yanınızdaki kurmay.
Devrettik, kurm.ai’nin Yapay Zeka ile işini devreden insanları konuk ettiği podcast’i. Yeni bölümleri kaçırmamak için:



